"Cebeci ıslah edilmeli"

24 Mayıs 2013 Cuma - 17:56
Kategori: Ayın Konusu

PAYLAŞ

"Cebeci ıslah edilmeli"
"Cebeci ıslah edilmeli"
[b]Kurulduğu günden bu yana agrega üreticilerini bir araya getiren Agrega Üreticileri Birliği (AGÜB) 41 üyesiyle, taş ocaklarının sorunlarını dile getirmeye ve çözüm aramaya devam ediyor. Maden ve Ocak Teknolojileri Dergisi olarak AGÜB Yönetim Kurulu’yla bir araya gelerek sektörü, Cebeci taş ocağının son durumunu ve geleceğini konuştuk[/b] Batı ülkelerinde tüm üretim sektörlerinin yaptığı gibi, başta inşaat sektörü olmak üzere çeşitli kullanım amaçlarına yönelik agrega üreticileri, sektörde standardizyonu ve kaliteyi yaygınlaştırarak, yerel yönetimler ve kamuyla yaşanan sorunların çözümünü kolaylaştırmak amacıyla bir çatı altında toplanarak 2001 yılında “Agrega Üreticileri Birliği”ni kurdular. Ülkemizde de özellikle madencilik sektörde bir takım sıkıntılar ve çevresel baskılar yaşanıyor. Sektördeki olumsuzluklara, çoğunlukla yaşanan ekonomik problemler neden oluyor. Agrega üretimi yaşanabilir çevre oluşturulması açısından oldukça önemli. Bu konuyla ilgili AGÜB Yönetim Kurulu’nu ziyaret ettik ve sektöre yönelik sorunları kendilerinden dinledik. Kuruluşundan bu yana AGÜB Genel Sekreteri olarak görev yapan Maden Mühendisi Mesut Erkan; sektörün standardını yükseltmek adına, sektörle ve kamu kurumlarıyla ilgili çalışmaları sürdürerek bu standardı yükseltmeye yönelik bir sivil toplum örgütü olduklarını belirtiyor. Derneğin 41 üyesi bulunduğunu söyleyen Mesut Erkan; 41 üyenin ülke genelindeki üretim bazında düşünüldüğü zaman bu üyeler üretimin yüzde 20’sini gerçekleştirdiğini ifade ediyor. [b]Agrega üretim faaliyetleri[/b] 2004 yılında Maden Kanunu’nda yapılan değişiklikle agrega üretim faaliyetleri Maden Kanunu’nun kapsamına alındı. Öncesinde, 1902 yılında çıkartılmış Taş Ocakları Nizamnamesi çerçevesinde faaliyet sürdürülüyordu. Yerel idarelere, yıllık üretim miktarının beyanında bulunuluyor, bununla ilgili tespit edilen bir takım rüsumları ödeyerek alınan ruhsatlarla işlemler gerçekleşiyordu. Bu rüsumlarla belli bir denetim mekanizması olmaksızın, bir teknik projenin uygulanmasıyla ilgili herhangi bir yaptırımın olmadığı mevzuat mevcuttu. Konuyla ilgili görüşlerini dile getiren Mesut Erkan “O günün agrega malzemesine ihtiyacının miktarı ile bugün arasında çok ciddi fark bulunuyor. Daha küçük çaptaki ihtiyaçlara cevap verecek bir üretimi böyle basit bir mevzuatla idare edebilirsiniz. Ancak milyonlarca ton üretim yapan bir sektörü aynı mevzuat ile yönetmek sorunları da beraberinde getirir. Maalesef 2004 yılına kadar bu aynı mevzuatla devam etti” diyor. Hatta yazı dilini anlamanın bile mümkün olmadığını belirten Mesut Erkan, bu mevzuat çerçevesinde yapılan çalışmaların hem üretime hem üretim zorlamalarına cevap vermeyecek noktaya geldiğini söylüyor. [b]Sektör teknolojiyi takip ediyor[/b] “Bir yandan -özellikle büyük kentlerde- zamanında şehir dışında olan çalışmalar kentleşmenin yayılmasıyla birlikte yerleşim alanlarının içlerine ya da çok yakınında kaldı. Böyle olunca da çevresel sorunlar baş gösterdi” diyen Mesut Erkan, çevre bilincinin o dönemden bu döneme çok değiştiğini ifade ederek şöyle devam ediyor “Artan üretim ihtiyacına cevap vermek için de sektör teknolojiyi yakından takip ediyor. Sizin dergilerinizde de makine ve ekipmanların geldiği nokta belli. Teknolojik yatırımları yaparken diğer yandan da sektör mevzuattan gelen sıkıntılarla boğuşur hale geldi.” Bu noktada çevresel baskıların gündeme geldiğinden söz eden Mesut Erkan “Yaşamla ilgili baskılara yerel idareler tabii ki kayıtsız kalmıyor” diye ekliyor. Bu faaliyetlerin disipline edilmesi adına yapılan çalışmalardan bahseden Mesut Erkan şu ifadelere yer veriyor “2004 yılında Maden Kanunu kapsamına alınmasıyla birlikte bir proje çerçevesinde çalışma zorunluluğu, maden mühendisliği disiplininin sektöre girmesi sağlandı. Taş ocakları nizamnamesine gelen beyana dayalı rüsum karşılığında alınan ve 3-5 yıllık verilen ruhsat süreleri Maden Kanunu’nda 10 yıl ve üzerine uzatıldı. Böylece madenci önünü daha görür hale geldi. Böyle olunca da yatırım imkanları yasal anlamda kendiliğinden artmış oldu.” [b]Agrega olmazsa olmaz bir madde[/b] Geçen yılın verilerine göre 320 milyon ton gibi ülke genelinde bir agrega tüketimi söz konusu. Ülke genelindeki tüm maden üretimlerini dikkate aldığımızda karşımıza 450 milyon ton civarında bir üretim rakamı çıkıyor. Bu ülkede yapılan madencilik faaliyetlerinin yüzde 65’e yakın bir kısmı taş ocağı faaliyetleri. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Mesut Erkan “Bu profile baktığınız zaman ve Avrupa agrega birliği ile yaptığımız çalışmalarda Avrupa’da da bu oranın aynı olduğunu görüyoruz. Çünkü agrega bugün çağdaş yaşam koşullarını düşündüğünüz zaman; ulaşım, barınma, alt yapı vs gibi çalışmaları yerine getirebilmeniz için olmazsa olmaz bir hammadde. Bu sektörün çevresel sıkıntılarının gündemde olmasının sebebi de çok yakın yerlerde yapılmasından kaynaklanıyor” diyor. Yerleşim yerlerinin yakın olmasının sebebi ise agrega üretiminin bölgesel bir faaliyet olması. “Burada ürettiğiniz bir malzemeyi Ankara’da kullanamazsınız. Çünkü ucuz olmak durumunda ve o bölgeye hitap eden bir hammadde olması gerekiyor. Yatırımların da daha ucuza mal edilmesi gerekiyor” diyen Mesut Erkan yerleşim yakınında yapılan çalışmaların birbirini etkilediğini ve bu sefer çevre, insan ve çevresel baskıların başladığına dikkat çekiyor. Mesut Erkan sözlerine şöyle devam ediyor “Yerel yönetimler bu sorunlara bir çözüm getirmek adına bir takım yaptırımlar koymaya çalışıyor. Her geçen gün bu yaptırımlar sektör üzerinde artıyor. Bunların en önemlisi yerleşim yerlerinin içinde kalması. Yeni kentsel planlamalarda orayı başka amaçlı kullanmak gibi, yönetimlerin tasarrufu ortaya çıkıyor. Bir taraftan da bu kadar projenin olduğu yerde ihtiyaç olan agreganın üretileceği alanların da çalışıyor olması lazım.” Ortaya çıkan ikilemin çözümünü ise AGÜB ocakların kapatılması olarak görmüyor. Çünkü bu malzemeye ihtiyaç var. Özellikle Batı bölgesinde nüfusun yoğun olduğu yerlerde nüfusla birlikte bu malzemenin ihtiyacı daha da artıyor. “Hem buna ihtiyaç var, diğer yandan da bu sektör disipline edilmeli görüşü ortaya çıkıyor” diyen Mesut Erkan sözlerinde şu noktalara vurgu yapıyor “Evet, disipline edilmeli. Ama bunun altında yasaklanmalı, bu faaliyet ortadan kaldırılmalı olmamalı. Oradaki üretimin doğru ve mevzuata uygun bir şekilde disipline edilerek, çevreye de minimum zarar verecek şekilde sürdürülmesini sağlamak yönetimlerin asıl görevi olmalı.” [b]Patlatma sıkıntı yaratıyor muydu?[/b] Agrega üretiminde çevresel baskılarda en çok ön plana çıkan husus patlatma metodu. Mesut Erkan “Daha önce de söz ettiğimiz gibi eski mevzuatta bir denetim veya proje yoktu. O zamanlar bu iş genellikle "galeri atımı" yöntemiyle çok büyük hacimli patlatmalar şeklinde yapılmakta idi. Yaratılan sarsıntı, vibrasyon, kontrolsüz atımın çevreye verdiği kaya sıçramaları vardı. Ama şimdi öyle değil. kademeli-basamaklı ocak üretimleri ve gecikmeli kapsüller ve son teknoloji kullanılan patlatma yöntemleri ile bu çevresel etkiler son derece minimize edilmiş durumdadır. Her şey kontrollü yapılıyor” diyor. Patlatmayla ilgili bir sıkıntı kalmadı. Tabii doğru kullanıldığı takdirde” diyerek doğru kullanımın altını çiziyor. Çevresel etki anlamında ise Mesut Erkan şunları söylüyor “Tozun da çözümü var. Bu kaygılarla yönetimin getirdiği zorlamayla tesislerin üzeri kapatıldı. Kapatılması zorunlu olabilecek yerlerde üst kapaması gerekebilir. Ama yaşama çok uzak bir yerde kanun yönetmeliklerinizdeki emisyon limitlerinin altında çalışma ortamı oluşturuyorsanız illa kapatmanıza gerek olduğunu da düşünmüyoruz. Burada amaç toz emisyon limitleri altında çalışmanın esas alınması olmalıdır.” Taş ocakları faaliyetlerinin kimyasal işlev içermediğine dikkat çeken Mesut Erkan “Orada üretilen taş kalsiyum karbonat kökenli kalkerler. Kalsiyum karbonat, diş macununda da var, ekmeğinizde de var. Belli emisyon sınırlarının üzerinde olmadığı sürece zararlı da değil. Kimyasal bir gaz salmıyorsunuz. Kimyasal kirlilikten söz ediyorsak, araçların egzoz gazları çok daha önemli olmalı. Bizim ürettiğimiz malzemeler silikozis malzemeler de değil.” [b]Mevzuat değişiklikleri ve etkileri [/b] Mevzuatta gerçekleşen değişikliklerle ilgili açıklamalara devam eden Mesut Erkan şunları söylüyor: “Maden mevzuatında 2004 yılının ardından, 2010 yılında tekrar bir değişiklik yapıldı. Taş ocakları nizamnamesiyle çalışılan dönemde İl özel İdareleri tarafından ruhsatlandırılan bu faaliyetler, 2004’te kanun kapsamına alınınca, bakanlıktan onay alarak bu işi 10’ar yıllık periyotlarla önümüzü görerek yapabileceğiz derken, bu sektörde ruhsat anlamında bir takım sıkıntılar yaşanmaya başladı. Bu sıkıntılar beraberinde yatırımcıların çok sayıda ruhsat talep etmesine neden oldu. Ruhsatlar kesildi ama her alınan arama ruhsatı işletmeye açılacak bir saha anlamına gelmiyordu. Bunun çok sayıda prosedürü, izinleri vardı. O izinlerden birini alamadığınız zaman işletmeye dönüştüremiyordunuz. O anda kamuoyunda ormanlar katlediliyor, çevre mahvediliyor gibi söylemler çıktı. Bir takım izinleri alamadığınız yerde zaten bu faaliyeti hayata geçirme şansınız yoktu. Kamuoyunda bu söylemler başladığında 2010 yılındaki değişiklikte Maden İşleri Genel Müdürlüğü her il kendi il sınırları içerisinde bu faaliyetlerin yapılacağı alanları belirlesin dedi. Biz de o olabilir denilen yerlere ruhsat verelim, başka yerlere vermeyelim dendi. Ama bu sefer de kısıtlanacak alanlar ibaresi ortaya çıktı. Kısıtlanacak alanları yerel yönetimler kapatılacak, engellenecek gibi algıladı. Neredeyse bütün il sınırları bu işe kapatılır hale gelindi.” Mesut Erkan bu konu üzerinde durulması gerektiğine dikkat çekiyor ve şöyle devam ediyor “Kısıtlanacak alanlar belirlenecek, geri kalan alanlar bu işe tamamen açık hale gelecek dendi. Her kurum bir alan belirliyor ve neredeyse alan kalmıyor. Diğer taraftan baktığınızda, İstanbul için düşünürsek 3. Köprü, 3. Havaalanı, Kanal İstanbul, Kentsel Dönüşüm, bunlara bağlı otoyollar, bağlantı yolları, alt yapı, sanat yapıları vs dediğinizde bu malzemeye ihtiyaç var. Bir yandan kapatıyoruz deyip, bir yandan bu projeleri hayata geçireceğiz derseniz kendi içinde bir çelişki oluşuyor.” [b]Madenler verimli kullanılmalı[/b] AGÜB Muhasip Üyesi Cem Sürek ise bilinen yapı teknolojisinin dışında başka bir şey keşfedilmediğine değiniyor ve şunları söylüyor “Burada esas olan konu; mevcut elimizde olan madenlerin sonuna kadar verimli olarak kullanılması. Cebeci bölgesini bir 50 yıl daha İstanbul’un hizmetine sunabiliyorsanız ve İstanbul’un Cebeci ve bölgesi etrafındaki ihtiyacını karşılayabiliyorsanız niye bugün böyle bir yer varken, başka bir yeri açabilmek için doğa katliamı yapmak zorunda kalasınız?.. Şu anda zaten bozulmuş ve kullanılmakta olan bir yer var. Bunu sorun olarak görüyorsanız yeni bir sorun ortaya çıkarıyorsunuz demektir.” Mesut Erkan da bu görüşlere katılarak sözlerini sürdürüyor “Merkezi otoritenin her yeri taş ocağı görmesi gibi bir algısı var. Taş ocakları faaliyetlerini madencilik faaliyeti gibi görmüyorlar. Kömürü sadece belirli bir yerde bulursunuz o bir madendir. Ama taşı her yerde bulursunuz mantığı var.” Mesut Erkan ayrıca bir yanılgıya da dikkat çekiyor: “2010’da yapılan değişiklikte taş ocakları ile ilgili verilen ruhsatlarda arama dönemi kaldırıldı. O anlamda büyük bir yanılgı oldu. Yeni bir alanda bu işi yapabileceğiniz malzeme ne kadar var, yapacağınız işe ne kadar uygun, fiziksel, kimyasal, minerolojik özellikleri tanımlanmadan direkt işletmeye geçilecek olması bize doğru gelmiyor, ruhsatlarda arama döneminin kaldırılması o formasyonun beton agregası olarak kullanımına ne kadar uygun olduğunun, kalitesinin araştırılması gerekir.” [b]Lojistik önemli bir sorun[/b] Öz kaynağın kullanılmaması gibi bir durumda ise ülke olarak lojistik problemi ortaya çıkıyor. Öz kaynak kullanılmayıp da başka bir yerden malzeme taşımaya kalkınca ortaya km farkından kaynaklanan sorunlar çıkıyor. Mesut Erkan “Akaryakıtta dışarıya bağlıyız, kullanılan araç, lastik, kullandığınız yolun asfaltı, bitümü dediğiniz zaman tamamen olayın boyutu değişiyor” diyor. Cem Sürek de “İnsanların algısında bu noktada bir boşluk var. Burada milyon tonlardan bahsediyoruz. Dağlar un haline getiriliyor ve her gün milyonlarca ton halinde bir sirkülasyon oluyor. Bir taşı bulduğunuz zaman mutlaka bir köy yolu içerisinden geçirmek zorunda kalacaksınız. Köyde bu ulaşımı gerçekleştirmek oldukça zor. Alt yapı olmadığı için lojistik anlamında birçok konuşma faraziyeden öteye gidemiyor” diyor. İstanbul’un yıllık kullandığı agrega (büyük projeler haricinde) miktarı 80 milyon ton civarında. Bu rakamla Türkiye genelindeki üretimin 4’te biri İstanbul’da harcanıyor. Mesut Erkan “Bu işi İstanbul’da yapmayacağınızı düşünün… Deniz yoluyla yapsanız Haydarpaşa’nın yıllık kapasitesi 5-6 milyon ton. 80 milyon ton agregayı İstanbul’a deniz yoluyla getirebilmeniz için en az 10 tane Haydarpaşa Limanı lazım. Bir de onun şehir içine dağıtımını ve şehir içindeki kamyon sayısını hesaba katın” diyerek lojistiğin önemine bir kez daha dikkat çekiyor. [b]Amaç daha modernleşmek[/b] AGÜB Yönetim Kurulu Üyesi Mesut Uzal da denizle nakletmenin ciddi maliyetlerine değiniyor. “Ekonomik olarak ocakların bulundukları yerlerde ihtiyacı karşılamaları gerekiyor. Bunu yaparken teknolojiyi kullanmak lazım, dikkatli olmamız lazım” diyen Mesut Uzal, dernek olarak bu konuda oldukça hassas olduklarını vurguluyor ve şöyle devam ediyor “Bizim derneğimizdeki üyelerimizin birçoğu bu konuda oldukça hassas. Çevreye duyarlı ve son teknolojiyi kullanan şirketler. Bizim amacımız AGÜB olarak tüm Türkiye’de yapılan agrega madenciliğini daha modernleştirmek. Çevreye olan bilinci geliştirmek. Agrega vazgeçilmezdir.” Taş devrinden beri ihtiyacımız olan tek şeyin taş olduğuna ve bu durumun değişmediğine değinen Mesut Uzal sözlerini şöyle sürdürüyor “Eskiden tekerlek olarak kullanılıyordu. Şimdi hayatımızın en önemli maddesi haline geldi. Bulunduğumuz binalar, havaalanları, limanlar, okullar, hastaneler… Gittiğimiz her yerde agrega ve agrega türevi karşımıza çıkıyor. Taş ocaklarına izin verilmiyor ama bir alternatif de sunulmuyor. İşin ekonomik tarafını da göz ardı etmemek lazım. Bu bir ihtiyaç ve bu ihtiyacı bu bölgeden sağlamanız lazım. Agregaya her tarafın ihtiyacı var. İstanbul’a Ankara’dan agrega götüremeyiz. Onun için Cebeci’nin ıslah edilmesi lazım.” [b]Cebeci’nin taşı kıymetli[/b] AGÜB Yönetim Kurulu Üyesi Cüneyt Ertuğrul ise bir sorun varsa tek tarafta yüzde yüz hata aramanın doğru olmadığını savunuyor ve şunları söylüyor “Cebeci ocaklarındaki asıl problem yıllarca orası ocakken yanına inşaatların yapılmasına izin verilmesi. İstanbul’un bütün fabrika bölgelerinde hep yanlarına gecekondular yapılmış ve sonra bu bölgeler sahiplenilmiş. Bu fabrikalar daha sonra bu bölgelerden alınmış. Cebeci ocaklarının da belli kurallar çerçevesinde çalışması lazım. O ocaklar İstanbul için oldukça önemli. Oranın taşı kıymetli. Ama onların da kurallara uygun çalışması lazım.” Olaya tek taraflı bakmanın yanlış olduğunu söyleyen Cüneyt Ertuğrul “Bizim birliğimizin konsepti de problemi tamamen ortaya koymak. Tek taraflı olaya bakmak değil. Kaliteli bir betonun yapılması için Cebeci ocağından kullandığınız çimento ona en yakın bölgeden kullanılan çimento aynı kalitede olmuyor. Arasında fark var. Çimentoyu çok kullanmak beton için iyi bir şey değil. Yüksek bir yapı yapıyorsanız bu yüksek binanın çimentosunu Cebeci’den kullanmak zorundasınız” diyor. Mesut Erkan ise her yerin taş toprak olabileceğini ama belli özelliklere sahip olması gerektiğini ifade ediyor ve “Cebeci’de gecekondu o alanın etrafını çevreledi. Gebze’de devlet eliyle TOKİ evleri yapıldı. Orada da yakın zamanda şikayetler başlayacaktır. Gebze’de 50 yıldır faaliyet vardı. Oralara binalar yapıldı. Bu binalara gelen insanlar da bu durumu görerek geldi. Nüfusun yoğunlaştığı ve giderek arttığı yerlerde bunlar çok sık yaşanan senaryolar” diyor. [b]Taş ocakları farklı algılanıyor[/b] Geçmişten gelen en büyük sıkıntılardan birinin de ruhsatla ilgili olduğuna dikkat çeken Cem Sürek, yatırım anlamında birçok yatırımcının uzun müddet taş ocaklarının büyük bir kısmının geleceği olamayacağı düşüncesiyle hiçbir planlamayla hayatiyetlerini devam ettiremediğinin altını çiziyor ve şöyle devam ediyor “80’li yılların ortasında 3213 sayılı kanun çıktı. Devam eden taş ocaklarının maden ruhsatına intibakı o dönem için sağlandı. Bir takım mermerimsi ifadeler bu kanunun içine geçirildi. Ama bununla birlikte birçok hukuki problem de geldi.” Bu konu üzerine Mesut Erkan ise şunları söylüyor “2004’te bu faaliyetler kanun kapsamına alındı ama hala altın madenciliğine, metal madenciliğine, enerji hammaddesi üreten maden firmalarla taş ocağı firmalarına aynı gözle bakılmıyor.” [b]“Önümüzü göremiyoruz”[/b] Bu kapsamda çözüme yönelik beklentilerini sorduğumuzda ise Mesut Erkan şunları söylüyor “Beklentiler çok fazla. Her şeyden önce anlattığımız şeyler o çatı altında olsak da hala bazı noktalarda önünü göremeyen bir sektörden bahsediyoruz. Bu ciddi bir sorun. Hem çevresel baskı ve yaptırımlardan bahsediliyor, ama bununla ilgili önlemleri almak adına yatırım yapmanız gerekiyor. Ama yarın burasının ne olacağı belirsiz.” Tüm Türkiye genelinde bu denli proje sürerken projelerin ihtiyacı karşılayabileceği ise henüz belirsiz. Mesut Erkan bu konuda Avrupa’yı örnek gösteriyor ve şöyle diyor “Avrupa’daki ortalama agrega tüketimi 7 buçuk ton civarında. “Avrupa’ya baktığınız zaman bu bile büyük bir rakam. Avrupa genel olarak alt yapısını şehirleşmesiyle tamamlamış bir bölge.”

Yorumlar

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap

GEÇMİŞ KONULAR