MİGEM Genel Müdürü M. Hamdi Yıldırım

06 Şubat 2013 Çarşamba - 15:25
Kategori: Röportaj

PAYLAŞ

MİGEM Genel Müdürü M. Hamdi Yıldırım
MİGEM Genel Müdürü M. Hamdi Yıldırım
[b]MİGEM Genel Müdürü M. Hamdi Yıldırım ile Maden ve Ocak Teknolojileri dergisi olarak Türkiye’de madencilik faaliyetleri, iş güvenliği, uluslararası standartlar ve madencilik teşvikleri üzerine görüştük. Yıldırım, ruhsat sayısı 15 binin altına düşmesine rağmen, sondaj oranının artarak 2 milyon metreye ulaştığını söyledi[/b] [b]Esma Kocabaş Şahin [/b] [b]Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün görevlerinden bahsedebilir misiniz?[/b] Madenler anayasamıza göre devletin hüküm ve tasarrufu altında. Dolayısıyla bu hüküm ve tasarrufu altında olan işin nasıl ve ne şekilde yapılacağını ülke menfaatlerine göre yürütme görevi madenlerin devlet hüküm ve tasarrufu altında olma işini Maden İşleri Genel Müdürlüğü yapıyor. MİGEM; özel hükümler gerektiren madenler dışında -o noktada sadece bor var- her türlü işi yapma göreviyle ve madenciliği geliştirmeyle görevlendirilmiş, maden aramasını, işletmesini ve madenciliğe dayalı sanayinin gelişmesini görev edinen bir kurum. [b]Bünyenizde hangi bölümler bulunuyor ve bu bölümlerin faaliyetleri neler?[/b] İş geliştirme bakımından düşünürsek madencilik bir sektör. Ama içinde birçok alt sektörü barındırıyor. Maden sektörü; kömür, taşocakları, kalsit, demir, krom sektörü gibi birçok sektörü içerisinde barındıran bir anlam ifade ediyor. İş geliştirme bakımından madenciliği 3 ana konuda ele alıyoruz. Birincisi; arama, ikincisi işletme, üçüncüsü ise çıkan madenin, hammaddenin başka bir ürüne dönüştürülmesini içeren madenciliğe dayalı sanayi tesisleri dediğimiz alan. Bu üç alanı yönetmeye yönelik organize olmuş durumdayız. Tabii Türkiye’de madencilik tamamen özel sektöre açık. Özel sektörle gelişmeye açık bir şekilde organize durumda. Özel sektör ile madenciliğin tarihi de oldukça eskilere dayanıyor. Cumhuriyet’ten öncesinde ve sonrasında devam eden özel sektörü en iyi şekilde yönlendiren, uluslararası bazda da çok nitelikli sayılabilecek bir maden mevzuatına sahibiz. Madencilik; özel sektörün eliyle kalkınmayı sağlayabilecek şekilde alt yapısı olan bir alan. Cumhuriyet öncesi ve sonrasında da çok ciddi bir şekilde örgütlenmiş durumda. Bunlar içerisinde bütün alanların çok etkili bir şekilde yönetilmesi adına yasal açıdan bir takım eksiklikler vardı. Bu eksikliklerin bir kısmını 2010 yılında tamamladık. Özellikle maden ocaklarının yönetimi konusunda mevzuatımız son derece elverişli durumdaydı. Ancak arama faaliyetlerinin yönetilmesi ve madenciliğe dayalı sanayi faaliyetlerinin yönetilmesi konusunda bir takım sıkıntılar vardı. Bu sıkıntılar da özellikle arama kısmının organizasyonu açısından 2010 yılı yasa ve sonraki yönetmelik düzenlemelerinde yönetilir bir alan olarak halledilmiş oldu. [b]Maden mevzuatlarına yönelik çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?[/b] Çok ciddi kırılmalardan bir tanesi 2010 yılında çıkan kanun çerçevesinde oldu. 5995 sayılı kanun ile her bir alan mevzuat ile geliştirildi, uluslararası standartlara sahip oldu. Çünkü madencilik gerçekten dünyanın en temel iş alanlarından biri. Teknik bakımından da özel tekniği olan bir alan. Tüm dünyada üst düzey eğitimi olan temel mühendislik alanlarından bir tanesi. Bu temel mühendislik alanlarının bizzat kendisi, ancak çok da hibrit bir yapı. Birçok mühendislik dallarından hizmet alıyor. Jeoloji, çevre, kimya, metalürji gibi alanlar da maden mühendisliğini ilgilendiren alanlardan biri. Dolayısıyla bu temel iş kolu 2010 yılında çıkan kanunla yeni bir takım reform sayılabilecek özelliğe sahip oldu. Bunlardan en önemlisi arama faaliyetlerinin uluslararası standartlara getirilmesini zorunlu hale getiren düzenlemelerdi. Genel olarak bu düzenlemeye kadar ruhsat alanlarda herhangi bir nitelik aranmıyordu. Belirli evrakları olan kişilere öncelik hakkına göre ruhsatlandırma yapılıyordu. Bundan sonra, yine öncelik hakkı devam etmekle beraber artık bir takım şartlar aranmaya başlandı. Özellikle arama ruhsatları için mali yeterliliğe bakıldı. Ama ondan daha önemlisi ruhsatı aldıktan sonraki yıllarda bazı faaliyetleri yapma zorunluluğu ve bunlarla ilgili mali harcamaların denetlenmesi hususu gündeme geldi. Bu da, Türk madenciliğini uluslararası standartlara yükseltmek bakımından önem kazanıyordu. Önüne gelen herkes ruhsat alıyordu. Ama o ruhsatların, eğer bir arama yapmıyorsanız herhangi bir özelliği yoktu. Bu ruhsatlar spekülatif amaçlı kullanılıyordu. Biz hatta bu tarz ruhsat alan kişileri “çantacılar” olarak nitelendiriyorduk. [b]Bu sistem devam ediyor mu?[/b] Bu sistem tamamen ortadan kalktı. Şu anda çok rasyonel bir biçimde kim madencilikle uğraşacak ise onlar ruhsatı alıyorlar ve işlerini yürütüyorlar. Yaklaşık 30 bin civarında arama ruhsatı varken, MTA’nın aramaları dahil yılda yapılan 300-400 bin metre sondajı geçmezken, ruhsat sayısı 15 binin altına düşmesine rağmen hususi 2 milyon metre sondaj çıktı. Demek ki sondajın çok olması değil alınan ruhsatla arama önem kazanıyor. Sistemde önemli ölçüde bir seçicilik oldu. Madencilik, riski, sermayesi olan bir sektör, sermayesi yüksek olan firmalar da madenciliğe ilgi göstermeye başladılar. Bu firmalar madenciliğe girince, sondaj yapabilir durumda olunca bu rakamlar arttı. Önümüzdeki günlerde çok daha yüksek rakamlara çıkacağını ve Türkiye’de önemli yeni madenlerin bulunacağını öngörüyoruz. [b]Maden hakları ve ruhsat verme aşamasında MİGEM nasıl bir yol izliyor?[/b] Maden hakları son derece standart. Binamızda iki katımız halkla ilişkiler olarak ayrılmış durumda. Madencilerimiz orada her türlü sorunlarını çözebilecek durumdalar. Dinlenecek alanları, bankaları var. İlgilendikleri alanla ilgili müracaat edebilecekleri direkt muhatapları var. Müracaat ettikleri anda eğer o yer bir başkasının hakkına ait bir yer değilse ise internet ortamından bile takip edebilecekler. Son derece objektif bir şekilde ruhsat hakkına sahip oluyorlar. Bu sistem dünya çapında gerçekleşiyor ve hiçbir problem olmuyor. Bizim 20 bin ruhsat verdiğimiz yıllar oldu. Bu ruhsatların hiçbirisinde bir sıkıntı söz konusu değil. Sistem oturmuş durumda. [b]Maden arama ve üretim teşviki söz konusu olduğu zaman MİGEM bu noktada nerede yer alıyor?[/b] Madencilik konusundaki teşvikler 2 konuda inceleniyor. Bunlardan bir tanesi Bakanlar kurulunun yayınlamış olduğu teşvik kararnamesi. Bu çerçevede tüm sektörleri kapsayan bir teşvik. İkincisi de maden kanununda doğrudan öngörülen bir teşvik. Ama bunlar doğrudan parasal teşviklerle ilgili hususlar. Esasında teşvik olan husus özel sektöre çalışılabilecek yasal bir alt yapının oluşturulması. Bu bakımdan Türkiye son derece objektif, yasa yönetmelikleri son derece açık. Tüm dünyada herkesin çalışabileceği ve kimsenin işini yaptığı zaman sıkıntıya girmeyeceği yasa düzenlemesi. En büyük teşvik bu. Zaten özel sektörün de aradığı bu. İkincisi parasal teşviklerde son çıkan teşvik kararnamesi: 5. bölgeye yapılan teşvik. Bütün yurt çapında, bölge farkı gözetilmeksizin 5. bölge teşviklerinin tamamından yararlanılması. Bu madencilik açısından çok önemli bir teşvik. Bunun dışında maden kanununda teşvikler var. Onlar da en önemli teşviklerden bir tanesi. Yer altı madenciliğine devlet tarafından yüzde 50 indirim var. Ayrıca madeni Türkiye’de bir sanayiye dönüştürüyorsa, yeni bir mamul kullanıyorsa yine yüzde 50 teşvik var. Tabii bunların her bir teşvik için bir tanesi kullanılıyor. Bunlar madencilik ve madenciliğe dayalı sanayi teşvik açısından önemli unsurlar. Ayrıca sanayiye ait ruhsatların ruhsat güvencesi daha güçlü. Türkiye’de hammadde olarak kullanılan madenlerin ruhsat güvencesi ve onların iptal durumları çok daha zor. Bu da önemli bir teşvik unsuru olarak görülüyor. Ayrıca yine büyük yatırımlara yönelik kararname çerçevesinde, yatırım rakamları belirli bir miktarın üzerinde olan tesislerin kurulmasında da Türkiye’nin en yüksek teşviki veriliyor. Dolayısıyla madencilik sektörü Türkiye’nin en büyük yatırım teşviklerine sahip. [b]Madencilerin kredi alma hususunda bilgi verebilir misiniz?[/b] Madencilerimizin kendi ihtiyaçları doğrultusunda bir takım bankalardan elbette kredi alabiliyor. Ama bizim bahsettiğimiz rezerve dayalı kredi alınabilir mi konusu. Maden rezervine dayalı kredi verilir. Fakat buradaki sorun ruhsatın bir maden rezervini doğrudan gösterip göstermediği. Eğer sizin madeninizin bir rezervi varsa, bu rezerv uluslararası standartlara göre ortaya konduysa ve onaylandıysa, bankalar bu duruma sıcak bakıyor. Diğer türlü afakî oluyor. Yani bu rezerv var mıdır, yok mudur?.. Bu çok önemli bir konu. İşte bizim de bu uluslararası akreditasyon sistemini Türkiye’ye kazandırmak yönünde ciddi çabalarımız var. Bu çerçevede uluslararası üst çatı olan CRIRSCO denilen bir grup var. Bu kuruşla MİGEM arasında bir takım anlaşmalar yapıldı. Bu konuyla ilgili bir takım yasal düzenlemeler gerekiyor. Biz de gerekli çalışmalar yapıyoruz. Çalışmaların bitmesi yasal bir alt yapıyı oluşturacak. Bu çalışmaların tamamlanması sonucunda madencilerimiz rezervlerini uluslararası sisteme uygun verirlerse hem borsada işlem görecekler hem de bu rezervleri çok daha rahatlıkla uygun kredilerle hatta uluslararası kredilerle Türkiye içinde alma imkanına sahip olacaklar. Bu sistemi Türkiye’ye yavaş yavaş taşıyoruz. [b]Bu sistem ayrıca işlerin daha sağlıklı ilerlemesini sağlayacağa benziyor. Madenciliğin envanterini tutma konusunda MİGEM nasıl bir çerçeve çiziyor, neler yapıyor?[/b] Envanter sistemi de yine bu düzenlemeler çerçevesinde ilerledi. Bizim madencilerimizin rapor verme teknikleri ayrıntılı olarak ele alındı. Bu veriler sistemimize çok net bir şekilde girmeye başladı. Özellikle burada önemli olan husus üretim, ithalat ve ihracat değerlerinin yanı sıra arama faaliyetlerinden doğan rezerv bilgileri. Bu bilgiler de bu süreç içerisinde sisteme girmeye başladı. [b]Önümüzdeki yıllarda daha elle tutulur hale gelecek. Sanal bir madencilik yapılırken artık reel bir hale gelmeye başladı. Sanal madencilik yavaş yavaş ortadan kalkıyor mu?[/b] Biz bu sıfatı unuttuk. Eskide kaldı. Çünkü sanal madenciliği artık bitirdik. Madencilik gerçek, reel bir iş. Hayali bir şeye bağlı değil. Son derece bilimsel tekniği olan, adım adım ilerleyen bir husus. Bu tekniklere uygun olarak faaliyet gösterenler, tıpkı bir inşaatta olduğu gibi madeni arayıp, yer altında ne olduğunu görüp sonra bir ürüne çevirir. Madencilik aslında çok önemli bir mühendislik alanı. Bu noktada sanal bir takım ruhsatlar alıp da ürünler satanlar sektöre zarar veriyordu. Çok şükür sanal madencilikten kurtulduk. [b]Takdir edersiniz ki madencilik faaliyetlerinde çevre çok önemli bir husus olarak karşımıza çıkıyor. Sizce çevre korunmasını sağlamak adına neler yapılması gerekiyor?[/b] Madencilik ne kadar önemliyse çevre bir adım daha önemli. Çevre dediğimiz canlı olabilmenin koşullarının sağlandığı alan. Dolayısıyla çevrenin sürdürülebilirliliği asıl olan. Tabii bu noktada sürdürülebilirliğin dışında romantik bir çevrecilik anlayışından bahsetmiyorum. Bu tarzı tasvip etmiyoruz. Ama onun dışında çevrecilikle ilgili her konuyu sonuna kadar destekliyoruz. Madencilik sektörü kanunlar ve yönetmelikle ile aslında bir deklarasyon yayınlamış oldu. Tüm sektör “ Biz çevreye zarar vermeden madencilik yapmak istiyoruz ve bunun kurallarını kendimiz koyuyoruz” dedi. Bu noktada başka kurallar da geçerli ama madenciler kendi iradelerini beyan ettiler. Çevreye zarar veren madencilik yapmıyoruz. Ama yapılacak bir madenciliği de romantizme kapılarak yapmayalım demiyoruz. Şimdi bize bir bölgedeki madencilik faaliyeti ile ilgili bir zarar tespit edilip kırmızı çizgi çiziliyorsa biz buralarda ruhsat vermeyi durduruyoruz. Bu son dönemin önemli kararlardan biri. Kanuna da girdi. Kırmızı çizgilere ruhsat düzenlemiyoruz. Bu bölgeleri ruhsat alanlarına kapalı bölge olarak belirliyoruz. Bu yine madencilik açısından çok önemli bir adım. Ama herkesin bilmesi gereken bir husus var. Türkiye topraklarında nerede olursa olsun devlet yer altında ne olduğunu bilmek zorunda. Türkiye’nin bir kurumu var; MTA Genel Müdürlüğü. Devlet kapalı alanlarda gerek duyulursa ilgili kurum aramasını yapar. O aradıktan sonra o madenin hayati önemi varsa, üstündeki yapı çevreye zarar vermeyecekse ve önlenebilir bir durumda olacak hayati bir öneme sahipse onun zararsız bir şekilde aranmasına Bakanlar Kurulu kararıyla gidilebilir. Tamamen kapamıyoruz. Ama zararlı olabilecek durumlarda da “Dur” diyoruz. [b]Daha önce yapmış olduğunuz açıklamalarda 2011 yılını denetleme yılı olarak değerlendirmiştiniz. Denetleme konusunda Türkiye ne durumda?[/b] Eskiden kalan bir birikimimiz var. Faaliyette bulunulmayan ruhsatlar var. Ruhsatların sonu gelmeye başladı ama tabii bu da bir süreç alıyor. Biz denetim sayımızı 3 bin-4 bin civarından 3-5 yıl içerisinde yaklaşık 7 bin civarına çıkardık. Arkadaşlarımız yılda 7 bin sahaya gidiyor. Bunların birçoğu terk edilmiş olabiliyor, daha önce üretim yapılıp da uzun süre kimsenin gitmediği yerler olabiliyor. Buralarda denetimlerimizi neredeyse 2 katına çıkarmış bulunmaktayız. Böylece bir takım sahaların da terk edildiğini faaliyetlerde bulunmadığı alanları da göz ardı edersek 3 yıldan az sahaya inilmesini istemiyoruz. En az 3 yılda bir sahaya gidilmesi gerekiyor. Bazı önemli noktalarda ise her yıl mutlaka denetimlerin yapılması lazım. Kömür ocaklarındaki denetimlerimiz her yıl yapılıyor. Eksiği olanların derhal faaliyetleri durduruluyor. Eksikler tamamlanınca ise aynı hızla tekrar faaliyete açıyoruz. 2011 gerçekten de bir denetim yılı oldu. [b]Denetimlerin dışında yaptığınız çalışmalar var mı?[/b] Bunun dışında maden atıkları konusunda Avrupa Birliği kapsamında yapılan çalışmalar var. Bu çalışmalar çerçevesinde Türkiye’de atık profili ortaya çıkacak. Bu atık profili neticesinde yeni kararlar ve yönetmelikler oluşacak. Bunlar da önem arz eden, uluslararası standartlara uygun, yine romantik olmayan çalışmalar. Biz madenciliği en iyi şekilde yapan, Kanada, Avustralya, Güney Afrika, Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkeleri baz alarak Avrupa’nın daha ötesinde bir madencilik yaklaşımı sergiliyoruz. Avrupa’da madencilik bizden geri durumda sayılır. Ama bizim esas görevimiz en iyi şekilde madencilik yapan ülkelerdeki standartları yakalamak. [b]Bildiğiniz üzere 2004-2012 çalışma döneminde Zonguldak’ta yaşanan iş kazalarında, Türkiye Taşkömürü Kurumu'nda (TTK) çalışan 50 işçi özel firmalarda çalışan 82 işçi hayatını kaybetti. Böyle bir bilançonun oluşmasındaki temel nedenler sizce nedir ve neler yapılması gerekiyor?[/b] Bu konuda çok iyi şeyler yapılıyor. Özellikle iş sağlığı ve güvenliği konusunda Çalışma Bakanlığımız sıkı denetimler yapıyor. Biz proje açısından bakıyoruz. Konunun asıl muhatapları Çalışma Bakanlığı. Kaza sayıları aslında geçmiş yıllara göre ciddi bir düşüş gösterdi. Fakat meslek kazaları tüm meslek dallarında gerçekleşiyor. Bunları normal görmemiz mümkün değil. En ileri seviyede tedbirler almamız gerekiyor. Ama son noktada insan unsuru devreye girdiğinde bir takım hatalar olabiliyor. Çok üst düzeyde uluslararası teknikleri kullanan firmalarımız olduğu gibi bunları kullanmayan, eksik kullanan, mali yeterliliği olmayan firmalar olabiliyor. Bunlar takip ediliyor. Ama yine de kapsamlı projelerde üretimlerde yeterli standartlar uygulanmadığı zaman bu tür kazalar kaçınılmaz oluyor. Bunların da zamanla önüne geçilecek. Standart değişince kaza sayıları da ona göre azalıyor. İleriki yıllarda bu kazaların daha da azalacağına inanıyorum. En önemli tedbirler alınacaktır. [b]Türkiye’de madencilik faaliyetlerini geliştirme konusunda özel sektör hangi noktada yer almalı?[/b] Madencilik faaliyetlerini geliştirecek olan özel sektör. Dolayısıyla özel sektörün çalışma ortamını sağlıklı tutmamız gerekiyor. Aslında dünya standartlarında önemli bir yerdeyiz. Yasal mevzuat, güvence ve izin açısından oldukça iyiyiz. Ama tabii her yerde olduğu gibi bir takım sıkıntılar bizde de var. Dünyanın her yerinde farklı hassasiyetler var. En azından mevzuatlarımız dünyanın her yerinde incelenebiliyor. Özel sektör konusunda bilgi yeterliliği çok önemli. Maden jeologu açısından know-how çok önemli. Tesis açısından da sermaye ve teknoloji geliştirmek, Ar-Ge çok önemli. Bu konularda ne kadar gelişirsek madencilik konusunda da o kadar aşama kaydederiz. Örneğin şu anda aramalar çok hızlı devam ediyor. Çünkü yeterli maden jeologuna sahibiz. Jeologlar yetişmeye de devam ediyor. Dış sermaye sahip olan büyük firmalar bu işe girince işlerimiz çok daha büyüyecek. Bunu devlet eliyle yapmayacağız, sermayesi iyi olan büyük firmaların eliyle yapacağız. Onların ilgisi ne kadar artarsa ve onların uluslararası bilgileri ne kadar artarsa dünyada madencilik yapabilecek düzeye gelirler. Bizim de amacımız bu. Özel sektör eliyle kalkınma da hızla devam edecektir. [b]Son günlerde gündemde olan, kömür sahalarının özelleştirilmesi hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?[/b] Biz zaten özel sektör aracılığıyla çok fazla kömür sahasının ihalesini gerçekleştiriyoruz. Özel sektör zaten alıp işletiyor. Ama şu an gündemde olan konu özel termik santrallerin kömür sahaları ile birleşip özelleşmesi konusudur. Bu da çok doğal bir iş. Termik santrali kendi başına özelleştiremezsiniz. Kömür alıyor, yakıyor ve elektriğe çeviriyor. Dolayısıyla sahayla birlikte özelleştirilmesi kadar doğal bir şey yok. Kimse gelip sizin termik santralinizi almaz. Onla ilgili bir yasal düzenleme oldu. Yasal bir boşluk var gibi anlaşıldı böyle bir çalışma gerçekleştirildi. Santral özelleştirmelerinin önünü açmak adına önemli bir adım oldu. [b]2011 yılına denetleme yılı demiştiniz. Gelecek yıllar için ne diyebiliriz?[/b] Gelecek yıllar artık arama yılları olacak. Önümüzdeki 3 yılı böyle adlandırabiliriz. Sonrası için de üretim. Ve artık sanayileşmeyi de bu noktada yakalamamız gerekiyor.

Yorumlar

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap

İLGİLİ HABERLER