Bor madeninde esas olan verimlilik

01 Nisan 2013 Pazartesi - 12:21
Kategori: Röportaj

PAYLAŞ

Bor madeninde esas olan verimlilik
Bor madeninde esas olan verimlilik
[b]Bor madenin özelleştirilmesi son günlerde gündemi meşgul eden haberlerden biri. Peki, bor madeni gerçekten özelleştirilecek mi? Bor, stratejik bir öneme sahip mi? Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürü Dr. Orhan Yılmaz, Maden Ocak Teknolojileri dergisini makamında ağırlayarak bor ile ilgili merak edilenleri anlattı[/b] Geleneksel bor ürünleri piyasasında istikrarlı büyümesini sürdüren Eti Maden, yeni bor ürünlerinin geliştirilmesinde ve ülkemizi dünya bor sektörünün bilgi ve teknoloji havzası haline getirerek bor kaynaklarından maksimum katma değer yaratan kuruluş olmaya devam ediyor. Bor zenginliğimizi sürdürülebilir kalkınma modeli çerçevesinde değerlendirip, bor ürünlerine dönüştürerek tüm insanlığın hizmetine sunan Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürü Dr. Orhan Yılmaz sorularımızı yanıtladı. [b]Eti Maden’i sizin tarafınızdan tanıyabilir miyiz?[/b] Eti Maden’in orijinal ismi Etibank’tı. Etibank, Atatürk tarafından 1935 yılında kuruldu. Kurulduğu zamandaki faaliyetleri arasında aklınıza ne kadar madencilik faaliyetleri geliyorsa; kömür, enerji, bankacılık hepsi varken 2004 senesinden itibaren sadece bor kimyasalları iştigal sahamız olarak kaldı. İsmimiz Eti Maden olunca bizim salt madencilik kuruluşu olduğumuz zannediliyor. Aslında fonksiyonlarımızı tasnif etsek madencilik tarafımız belki yüzde 5 bile tutmaz. [b]Peki, madencilik ile olan ilişkiniz nedir?[/b] Farklılığımız şu; hammaddemiz madendir. Ürettiğimiz şey kimyasal maddedir. Girdilerimizden bir tanesi madendir. Bor cevherleri girer, kimyasal madde yani bor kimyasalları çıkar. Birçok yerde bizim ham bir şey sattığımız düşünülüyor. Eti Maden, bir kilo dahi ham cevher satmaz. Ham denilen şey, tabiattan çıktığı haliyle hiçbir işlem yapılmamış materyaldir. İş makineleriyle vagonlara doldurulup dünyanın her tarafına gönderiliyor gibi bir algı var. Bunlar doğru değil. Biz bu sektörde yapılması gereken her işi yapıyoruz. Bundan sonrası yok. Çünkü bundan sonrası artık eşya… Örnek vermek gerekirse; cevher dediğimizde üç farklı cevher var. Kolemanit, üleksit ve tinkal. Bunlar kimyasal madde haline geliyorlar. Boraks pentahidrat, boraks dekahidrat, borik asit gibi satılabilir 16 farklı ürünümüz var. Bunların kaynağı üç çeşit cevherdir. Çıktılarımızın adedi 16 iken, girdilerimizin adedi ise 75 bin kalemdir. 75 bin kalemin 25 bini hareketsiz, yani bir şekilde alınan aynı zamanda yedek parça da olabilen şeylerden bahsediyoruz burada. Ama bunun 50 bin kalemi hareketli. Bu kadar büyük bir organizasyondan böyle bir şey çıkıyor. Biz tüm elektriğimizi kendimiz üretiyoruz. Çok cüzi bir miktar da olsa biz elektrik de satıyoruz. [b]Elektrik üretmenizin özel bir sebebi var mı?[/b] Elektrik üretmemizin sebebi, bizim kesintisiz olarak enerji ve buhar ihtiyacımız olmasındandır. Çünkü kimyasal tesisler öyledir. 7/24, 365 gün çalışıyoruz. Durmak söz konusu değil. Eşyaya örnek vermek gerekirse; LCD ekran televizyonun yapımında bor kimyasalları “da” kullanılır. Çünkü tek başına bor kimyasallarından üretilen dünyada hiçbir malzeme yoktur. Günlük konuşmalar esnasında “bordan yapılıyor” denilince vatandaş bunun hammaddesini sadece bor olarak algılıyor. Örneğin uçak yapımında kullanılan kompozit malzemelerde evet, bor kullanılıyor. Aslında şunu da bilmemiz gerekiyor. Bor olmadığı için dünyada eşya manasında yapılamayan hiçbir şey yoktur. Yani bor alternatifsiz değildir. Borun kullanıldığı en büyük kalem cam sanayidir. Ürettiğimizin yüzde 75’i, seramiği de sayarsak cam ve seramik sanayine gider. Ama bu pencere camı değildir. Cam yünü, cam elyafıdır. Cam elyafı bildiğiniz ipliktir. Bu ipliği alıp boru yaparsınız alt yapıda kullanılmak üzere. Salt borla değil. Boru, bordan yapılıyor derseniz yanlış ama borunun yapımında bor da kullanılıyor derseniz doğru olur. Bu olmazsa yapılmaz derseniz çok büyük bir yanlış yaparsınız. [b]Stratejik söylemi size nasıl bir zarar veriyor?[/b] Niyetlerinin bize zarar vermek olduğuna inanmıyorum. Bu söylemi gerçekleştirenler burayı otomatik bir pilot zannediyorlar. Elinizde öyle muhteşem bir alet var ki, herkes size mahkûm, gelip siz elinizi öptürüyorsunuz, bir de mal satıyorsunuz. Böyle bir şey yok. Eğer öyleyse geçmişte herkesin beceriksiz olduğunu söylemek lazım. Böyle bir şey mümkün değil. İnsanlar buraya gelip talep ediyordu da buradakiler mi mal satmıyordu? Pazar payımız yüzde 20’li rakamlardaydı. Şimdi 50 mertebesine geldi. Eskiden –çok değil 2000’lerin başı– bor kimyasalları tüketimi 3,1 milyon tondu. Şimdi 4,3 milyon ton olmasına rağmen bizim pazar payımız yüzde 50’lilere yaklaştı. Pazarın doğal bir gelişimi var, biz o gelişimde pazar payımızı dünyanın üreticilerinden daha fazla artırarak ilerliyoruz. Durup dururken pazar payı artmıyor. Kritik nokta burada malzemenin kendisi olsaydı dünyadaki rezervin yüzde 72’si sizde neden pazar payı yüzde 72 değil diyorlar. Dünyada maden ticareti yok ki… Adamın madeni var, kimyasala dönüştürüp satıyor. Rezervin ne kadar olduğu bir şey ifade etmiyor. [b]Dünyadaki cevher oranları nedir?[/b] Tüm dünyada 4 milyar ton cevher var. Ama bu cevherin kimyasala dönüştürülmüş hali her yıl 4 milyon tondur. Yani dünyanın ihtiyacını 1000 sene karşılayacak kadar cevher var. Yüzde 70’i bizde olduğuna göre kabaca 700 yıl bunu tek başımıza biz karşılayabiliyoruz. Ama madalyonun diğer tarafında 300 yıl da bizim dışımızdakiler karşılıyor. Dünyada çok ciddi bir rekabet var. Onlarca üretici mevcut. Biz sadece Türkiye’de tekeliz. Ama Türkiye’deki pazar, dünyadaki pazarın yüzde biri kadar bile değil. Pazarın yüzde 1’inde tekel olduğumuz doğru. Kalan 99’unda bir sürü rakiple yarışıyoruz. Eti Maden’in bu noktadaki başarısı, devletin birçok mevzuatına uyarak yarışması ve her geçen gün pazar payını, ürün çeşitliliğini ve kârlılığını artırmasıdır. 2005’ten bu yana biz, bu sektörün tartışılmaz lideriyiz. [b]Eti Maden kurulduğu günden bu yana nasıl bir aşama kaydetti?[/b] 1935’te Atatürk tarafından kurulan Eti Bank’ın hazineye ödediği temettüleri, 1970 yılından itibaren grafiğe geçirdik. 2000’den önce krom, bakır, alüminyum, bor hepsi var. 2004’ten sonra sadece bor var. 1935’ten 2000’e kadar hazineye ödenen temettü 1 birim ise, 2004’ten 2011 yılına kadar ödenen temettü 10 birim. Bütün faaliyetlerde bir birim, şimdi sadece bir faaliyette 10 birim. Bu bir rakam. Bu tür kurumlar gerçekten iyi yönetilirse, özelleştirme ya da devletleştirmeden bahsetmiyoruz. Bir şeyler yapılabiliyor. Siz istediğiniz şeyleri tam olarak yapabiliyor musunuz? Biz şu anda serbest güreşemiyoruz. Eğer serbest güreşebilsek bundan çok daha ötesini yapabiliriz. Burada kritik nokta yeni tüketim alanları bulmaktır. Biz yeni tüketim alanları bulduğumuz için çok büyüdük. Cevheri biz icat etmedik. Hep vardı… Bütün mesele akraba sektörleri çok iyi tahlil edebilmek. [b]Peki, farklı olarak neler yaptınız?[/b] Biz bu kurumda önce elektronik evraklama sistemi oluşturduk. İki senedir kağıt ortamında evraklama olmuyor. O muhteşem datayı insan kafasıyla takip edemezsiniz. “Gerçekçi ol, imkânsızı iste” diyor Murphy. Tam Murphy kuralları gibi. Biz şu anda ambardan çıkar çıkmaz malzemeyi maliyet hesabına tabi tutuyoruz. Her şey elektronik ortamda hallediliyor. Sistem elle hiçbir şeyi kabul etmiyor. Bizde bir belge için 3 imzadan fazla imza yok. Dolayısıyla hiçbir eylemi durdurmak söz konusu değil. Her hafta yönetim kurulu toplantısı gerçekleştiriyoruz. Ben olmasam da gerçekleşiyor. Sistemi adama bağlamaktan çıkarttık. Stratejik kararlar hariç. Anında database’ler takip ediliyor ve onun ilişkileri karşılaştırılıyor. Önce otobanları yaptık, sonra kılcal damarları… Zaman ve mekân kavramı kalktı. Çalışanlarımız nerede olursa olsun sisteme ulaşabilip müdahale edebiliyor. Biz sistemi iletişim üzerine oturttuk. İletişim varsa problemi çözersiniz. [b]Eti Maden’in bu denli büyümesinin arkasında yatan faktörler nelerdir?[/b] Göreve geldiğimizde buranın kimyasal üretme kapasitesi 540 bin ton olmasına rağmen 430 bin ton kimyasal üretiliyordu. Şimdi o kapasite 2 milyon 400 bin ton mertebesine çıkardık ve hepsini kullanıyoruz. Çalışan adam sayısı yüzde 30 azaldı. Üretim maliyetimizin yüzde 50’si enerjidir. Doğalgazdır, kömürdür. Göreve geldiğimizde petrol 20 dolar mertebesindeydi. Şimdi 100 doları geçti. Buna rağmen bizim maliyetlerimiz 1999 senesinin maliyetleri seviyesine düştü. Bazı fabrikalarımızın randımanları yüzde 40-45 iken yüzde 90’lara çıkardık. Fabrikaları dünya standartlarında modernleştirdik. Geliştirmeye devam ediyoruz. Biz bir araştırma kuruluşu değiliz ama 20’nin üzerinde araştırma yapmaya devam ediyoruz. Biz uygulamacıyız. Ama araştırma da yapıyoruz. 4 patent müracaatımız var. Mesele patent mücadelesi de değil, yapılan araştırmaları ürüne dönüştürmektir. [b]Lojistik dairesi de kurdunuz. [/b] Lojistik bizim için son derece önemli. Türkiye’nin en büyük yük vericisiyiz. Ürettiğimiz her yüz birim malın 97’sini ihraç ediyoruz. Bu manada üretim sektöründeki en büyük ihracatçılardan biriyiz. İthalatımız yok. Madenciliğin de genel karakteristiği budur. Kâr konusunda Eti Maden her geçen yıl artış gösteriyor değil mi? Kârımız 2005’te 50 trilyondu. Geçen sene ise 842 trilyon. Bu sene de 800 mertebesinde olacağız. Bu sene dünya aslında kırılıyor. Çok farkında olmasak da… 2009’dan daha kötü bir kompozisyon var dünyada. Şu ana kadar 2009 hariç her sene satışımızı artırdık. 2009’da kârımızı da artırdık. 2009 istisna. Ciromuz azaldı. Bu sene de yüzde 5 mertebesinde bir azalma olacak. Ama kârımız çok az değişecek diye düşünüyorum. [b]Eti Maden nerelere ihracat yapıyor? Ülke bazında değerlendirebilir misiniz?[/b] Dünyanın 84 ülkesine ihracat yapıyoruz. 2 binin üstünde müşteri ile temasımız var. Ana sektörlerin ve ülkelerin nereden nereye gittiğini de çok iyi gözlemliyoruz. 2000’lerin başında Çin’e ihracatımız sadece 9 milyon dolardı. Şimdi 4 yüz milyon dolar. Geçtiğimiz sene 4 yüzü de geçtik. 40 kat büyüdük bu bölgede. Bizim normalde en büyük pazarımız Avrupa’ydı. Avrupa’dan sonra Amerika, sonra da Uzak Doğu geliyordu. Şimdi kompozisyon çok değişti. Dünyaya sattığımız malın yüzde 55’ini Uzak Doğu’ya veriyoruz. [b]Bu değişimin temel sebebi nedir?[/b] Aslında dünyada Batılılar çok temel stratejik bir hata yaptılar. Çevre bilinci tabii ki çok önemli. Ancak, sanayilerini üretim sektörlerini düşük işçilik kaygısıyla Uzak Doğu’ya taşıdılar. Tabii bir şey öğrendiyseniz başkasına ihtiyacınız kalmaz. Zaten hammadde Doğu’da var. Bilgiye de ulaştınız. Artık size neden ihtiyaç duysunlar ki… Bunu daha önce de dile getirmiştim: Avrupa batıyor. Ki bu gidişle batacak. Bu bir temenni değil. Ama üretim kültürünü Doğu artık aldı. Doğu’da genç nüfus var. Nüfus sürekli artıyor. Batı’da ise nüfus artmıyor ve genç nüfus az. Mesela, ısı transferi için en büyük itici güç sıcaklık farkıdır. Sıcaklık farkı ne kadar çok olursa ısı transferi de o kadar hızlı olur. Bunu ekonomik bazda değerlendirecek olursak, refah farkı çok olan ülkelerin gelişmesi çok hızlı oluyor. Isı transferinin sıfırlandığı an sıcak farkının olmadığı andır. Refahın bu derece keskin farklılık gösterdiği yerlerde çok hızlı gelişme oluyor. Tabii çalışma arzusu da devreye giriyor. Siz refaha taparsanız hayat çok durağanlaşır. Çalışmaya ihtiyaç duymazsınız. Bu tarz insanlar ancak hobi olarak üretim yapar. Diğer alan aç, üretmek ve gelişmek zorunda. Üst gelir düzeyine çıkmak için farklı şeyler yapması gerekiyor. İnovasyon kabiliyeti de tabii ki artıyor. Bu nedenle Doğu’da hep artacağız. Ama belki artış hızımız azalabilir. [b]2023 yılına kadar olan planlarınız belli. Bu planlardan bahsedebilir misiniz?[/b] Biz bu planları şöyle yaptık: 2023’e kadar üretim ve yatırım planlamalarını gerçekleştirdik. Kütahya’ya çok büyük yatırımlar yapıyoruz. 500 bin ton borik asit, 550 bin ton sülfirik asit yatırımı çıktı ve ilgili makamlar tarafından onaylandı. 2023’te bor kimyasalları üretim kapasitemiz 5 buçuk milyon ton olacak. 430 bin tondan aldık, 2 milyon 300 bin tona çıktık. Onunla ilgili tüm yatırımların detayları ve onayları alındı. Normal süreç devam ediyor. Fakat şunu önemle vurgulamak gerekiyor; bor kimyasalları asla ne kadar çok üretirseniz o kadar çok satılır malzemeler değildir. Siz bağımlı değişkensiniz. Bağımsız değişken değil… Diğer sektörlerin gelişmesiyle gelişirsiniz. Bu sektörler inşaat, elektronik, otomotiv. Bu sektörlerde hiçbir zaman başrole çıkamazsınız. Hiçbir zaman artist değilsiniz, hep figüransınız. [b]Uç ürünler konusuna bir açıklık getirebilir misiniz?[/b] Uç ürünler ekonomik olarak ciddi bir değer değildir. Kamuoyu şartlandırılıyor. Uç kelimesini marjinal az manasında söylüyorsanız bu doğrudur. Ama çok para kazandıran bir şey olarak düşünülüyorsa doğru değildir. Çünkü çok az satılır. Bizim ürettiğimiz şey örneğin boraks pentahidrat. Bu sodyum borattır. Ne hikmetse sodyum kısmını söylemiyoruz. Bor kısmını söylüyoruz. Aynı şekilde borik asit diyoruz. Dünyada elementel bor 3-5 ton üretilir ve satılır. Hâlbuki 4 milyon ton bor kimyasalları üretilir be satılır. Bunların satış fiyatını açıklasaydım heyecan verebilirdi ama 5 ton satılıyor. Dolayısıyla “uç ürün” lafı oldukça uygunsuz kullanılıyor. Aşırı bir beklenti oluşturuluyor. Esas olan, temel kimyasallardır. Temel kimyasallarda da ürün çeşidinde, miktarında, kârlılıkta, ihraç miktarında zaten 1. sıradayız. Bundan ötesi zaten yok. [b]Son dönemlerde gündemi meşgul eden borun özelleştirilmesi mevzusuna siz açıklık getirebilir misiniz?[/b] Maalesef Türkiye’de insanlar çok çabuk atomize oluyor. Futbolla kıyaslayacak olursak, futbolda toplu hücum iyidir. Onun dışındaki her konudaki toplu muhalif olmak tehlikelidir. Bir şeyi kökten savunmak ya da kökten reddetmek çok yanlıştır. Önce bir konuyu anlamak lazım. Neden özelleştirme politikaları gündeme geldi diye sorulduğunda birinci cevap, verimli işletilemediği için olacaktır. Eti Maden’in bu durumuna bakıp da burası verimli işletilemiyor denilebilir mi? Biz öyle bir çıta oluşturduk ki, buradan gittiğimizde bu çıtanın altına kim iniyorsa kamuoyu manasında sorgulanacaktır. Siz işinizi düzgün yaparsanız sizle ilgili ne özelleştirme gündeme gelir ne de başka bir şey… Hükümet de her fırsatta bunu dile getiriyor. Buranın özelleştirilmesiyle ilgili hiçbir çalışma yok. Kanun teklifinin verilmesini sağlayan mekanizma biziz. [b]Peki, bu haberler neden gündeme geldi?[/b] 2011 yılının sonunda, Petrol İş Sendikası bizim bir işyerimizi mahkemeye taşıdı. Mahkeme de Petrol İş Sendikası’nı haklı gördü. İş şuydu; Kırka’dan Bandırma’ya hammadde gider. Orada işlenir ve boraksdeka, borakspenta vb.’ne dönüştürülür. 2840 sayılı bir kanun var. Bu kanunda “Bor işletmeciliği devlet eliyle yapılır” der. Vagon boşaltma işinin bu kanuna aykırı olduğundan bahisle, sendika bizi mahkemeye verdi. Mahkeme, sendikayı haklı gördü. Biz buna itiraz ettik. Vagon boşaltma işinin devlet eliyle işletme işi olarak anlayacaksanız kamyonları da biz üreteceğiz, orada kullanılan ekipmanları da biz üreteceğiz demek oluyor bu. 41 kişiden oluşan Danıştay İdari Kurulu bu kararı bozdu. Problem şurada oldu; bu kararı bozarken 4 gruba ayrılarak bozdu. 41 kişi 4 ayrı gruba ayrıldı. Bir kısmı “Burada her türlü iş, kamu işçileri ya da memurlar tarafından yapılacaktır” dedi. Bir kısmı “Burası 233’e tabi bir yerdir. Yönetim kurulu kârlılık ve verimlilik esasları dâhilinde her türlü kararı alabilir” dedi. Bir kısmı “Şu, şu, şu kırma, öğütme işini yapamaz, ama nakliyeleri yapabilir” dedi. Son kısım ise “Nakliyeler hariç” dedi. Artık İdari Kurul’dan geldiği için itiraz hakkımız da yoktu. 30 yıldır yapılan işler, sanki yeni yapılan bir işmiş gibi takdim edilerek buradan bir özelleştirme senaryosu patlak verdi. Dün olmayan, bugün olan ne var burada? Hiçbir şey… Sadece bir mahkeme kararı var. Bu mahkeme kararı olduğu sürece burada bu işleri yapmak mümkün değil. Aslında taşeronlaşmış sisteme karşıyız, bu yüzden her şeyin kamu işçileri tarafından yapılmasını istiyoruz önerisi olsa tartışma yapılabilir. Esas olan verimliliktir. [b]Dr. Orhan Yılmaz kimdir?[/b] 1960 yılında Kayseri-Tomarza’da doğdu. 1984 yılında Gazi Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. Aynı Üniversitede yüksek lisans ve doktora yaptı. Askerlik hizmetini gerçekleştirdikten sonra 15.10.1986 tarihinde Etibank Genel Müdürlüğünde Mühendis olarak göreve başladı. Daha sonra sırasıyla Teknik Şef, Başmühendis, Müessese Müdür Yardımcısı, Müessese Müdürü, Başuzman, Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi görevlerinde bulundu. 05.11.2004 tarihinde Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine atanan Dr. Orhan Yılmaz, evli ve üç çocuk babasıdır.

Yorumlar

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap

İLGİLİ HABERLER